Hayalet Alice’in Doğuşu (Türkçe Ödevi)

Alice uyandığı andan itibaren kendini garip hissediyordu. Bu hissi bir türlü üzerinden atamamıştı, hatta zaman geçtikçe daha arttı. Ne zaman okuldan tanıdığı bir arkadaşı ile takılmaya çalışsa ya onu göremiyorlar ya da o içlerinden geçiyordu. Öğretmenleri ile kendi ailesi bile onu fark etmedi. Bunun üzerine sırf diğerlerin dikkatini çekmek için bazı eşyaları kırmaya ya da hayatında hiç yapmadığı yaramazlıkları yaptı, ama genede işe yaramadı, çünkü tüm canlı ve cansız cisimlerin içinden geçiyordu.

Tüm gün boyunca bu böyle sürdü, ta ki bir küçük çocuk onla konuşuncaya kadar, “Merhaba, sen kimsin?” annesi çocuğuna endişe ile baktı. “Eric, kimle konuşuyorsun?” Alice cevap verdi. “Benimle konuşuyor…” ama tabii ki duyulmadı. “Ordaki abla ile.” Anne oğlunun işaret ettiği tarafa, yani Alice’in bulunduğu kısma baktı ama kimseyi görmüyormuş gibiydi. “Ama orda kimse yok?” “Ben burdayım. Kanlı canlıyım. Neden beni görmüyorsün?” Alice onu duymamış kadının oğluna doğru yürüdü. “Ve bu küçük oğlun görüyor?” artık kendi kendine konuşmaya başlamıştı. Eric ona soru dolu bakışlarla bakarak kafasını yana eğdi. “Abla, sen bir hayalet misin?”

Alice uzun bir sessizlikten sonra tekrar konuştu. “Bilmiyorum.” kafasını geriye doğru eğip ışıldayan dolunaya baktı. “Belki yıldızlar bana söyler.” kafayı yemişti, ondan kesinlikle emindi. Bu düşünceden bir an sonra gökyüzünde bir ışık patlamasına bakarken bir an kör oldu.

Gözlerini açtığında kendisini bir çay masasının önünde otururken buldu. Masanın öbür tarafında uzun şapkalı bir adam vardı, Alice bir an kendisinin ‘Harikalar Dünyasında’ olabileceğini düşündü. “Güzel bir tahmin Alice, ama tam olarak doğru değil.” Alice hemen masadan kalktı. “Adımı nerden biliyorsun? Nerdeyim? Neden kimse beni göremiyor?”

Adam elini kaldırıp onu susturdu. “Senin adını Ölülerin Defterinde görmüştüm. Burası zaman ve mekan anlamının olmadığı bir yer. Ve şu ana kadar tahmin etmiş olduğun gibi öldüğün için seni kimse göremiyor.” sonra ekledi “Bir takım istisnalar var ama.” sonra masada duran çayını sakin sakin, sanki açıkladığı şeyler çok doğalmış gibi yudumlamaya devam etti.

Alice kekelemeye başladı “A-ama benim bir hastalığım bile yoktu, yaralanmış bile değildim, nasıl ölü olabilirim?…” “İşte bizim aklımızı kurcalayan soruda o. Diğer soru ise senin ölü olmana rağmen neden kapıların sana daha açılmamış olması.” Alice soru dolu bakışlarla ona baktı. “Normalde ölen kişiler arasında buraya gelen pekte fazla kişi yok, siz ölümlülerin dediği gibi ‘Harikalar Dünyası’ gibi görünen bu yer aslında seçilen kişilerin geçebildiği bir dünyadır, senin gibilerin.”

Alice kafası daha fazla karışmıştı şimdi. “Ama… ben sadece tekrar görülmek istiyorum…” dedi. Adam omzunu silkti “Eh, burada yeni dostlar edinip eski hayatını terk edebilirsin. Böylece biz ölümsüzlerden biri olursun, buradayken herkes seni görebilir.” adam sözlerine devam etti. “Ya da geri ölümlülerin arasına dönüp kıyamet günü gelene kadar bir hayalet olarak dolaşabilirsin. Seçim senin.” Adam şimdi onu dikkatle süzüyordu ve Alice hayatında en zor kararla karşılaştığına kanaat getirdi.

Bir süre sonra bir karara vardı. “Ben beni görebilecek kişiler arasında olmayı tercih ederim.” dedim ve adamın yüzünde bir ışıltılı gülümseme yayıldı. “Güzel, ne zamandır buraya gelen çocukların bir anne figürüne ihtiyaç duyduklarını düşünüyordum!” dedi.

“Buraya çocuklar mı geliyor?” “Evet, seveceğin türden.” Alice gülümsedi.

“Tam ban göre bir yer.”

SON

3 thoughts on “Hayalet Alice’in Doğuşu (Türkçe Ödevi)

  1. Alisilagelmis Alice hikayesinin bu versiyonu cok hosumuza gitti. Sonunu cok merak ederek bir cirpida okuduk. Tulay & Tamer

  2. Burada çok daha uzun ve detaylı bir hikaye olabilecek çok güzel fikirler var bence 🙂 Bir gün yazarsan heyecanla okurum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *